ABDİran arasındaki ateşkes ne anlatıyor?
ABD-İsrail ile İran arasında haftalardır süren savaş, ateşkesle yeni bir evreye girmiş durumda. Ancak uzmanlara göre, bu süreç kalıcı bir barıştan çok, Hürmüz Boğazı üzerinden kurulan kırılgan bir dengeye işaret ediyor.
ABD-İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan ve yaklaşık 5 hafta süren savaş, Pakistan’ın ara buluculuğunda varılan iki haftalık ateşkesle yeni bir evreye girdi. Müzakerelere ara buluculuk eden Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, bugün erken saatlerde ateşkesin yürürlüğe girdiğini açıkladı.
Ardından ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'ndan gemi geçişine izin verilmesi şartıyla Washington ve Tahran arasında iki haftalık ateşkes ilan etti.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de Tahran'ın "İran'a yönelik saldırılar durdurulursa" ateşkesi kabul edeceğini söyledi. Tahran’ın 10 maddelik ateşkes planında yer alan diğer maddeler arasında tazminat da bulunuyor. İşgalci İsrail ise ateşkesi desteklediğini ancak bunun Lübnan'da geçerli olmadığını açıkladı.
5 haftanın ardından ortaya çıkan tablo, sahada kalıcı bir barıştan çok, tarafların yeniden pozisyon aldığı kırılgan bir ara döneme işaret ediyor olabilir.
[ABD ve İsrail'in İran saldırıları 5 haftadır sürüyordu. Fotoğraf: AA]Washington cephesi ateşkesin ardından süreci "başarı" olarak tanımlayan bir dil benimsedi. ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmayı “tam ve eksiksiz bir zafer” olarak nitelendirirken, ABD’nin hedeflerine ulaştığını savundu.
"İran'a yönelik bombardıman ve saldırıyı 2 hafta süreli olarak durdurmayı kabul ediyorum. İki haftalık süre, anlaşmanın son haline getirilmesini ve tamamlanmasını sağlayacak. İran ile uzun vadeli barışa ilişkin kesin bir anlaşmaya yaklaştık"ABD Başkanı TrumpTrump, ateşkesin İran’ın sunduğu teklif üzerinden şekillendiğini ve bunun “çalışılabilir bir temel” oluşturduğunu ifade etti.
İran tarafı ise süreci bir geri adım olarak değil, kendi pozisyonunu koruyarak girilen bir aşama şeklinde sunuyor. Tahran yönetimi, ateşkesi bir “zafer” olarak tanımlarken, Hürmüz Boğazı’nda geçişin kendi koordinasyonlarında sağlanacağını vurguluyor ve olası bir ihlalde karşılık verileceği mesajını veriyor.
Tarafların ateşkes sonrası kullandığı bu dil birlikte okunduğunda, ortaya çıkan tablonun ortak bir barıştan çok, herkesin kendi pozisyonunu koruduğunu ilan ettiği kırılgan bir dengeye işaret ettiği söylenebilir. Bu nedenle asıl soru, savaşın bitip bitmediğinden çok, bu ateşkesin hangi hedefleri dondurduğu ve bölgeyi nasıl bir yeni sürece taşıyabileceği noktasında düğümleniyor.
Ateşkes mi, kontrollü duraklama mı?
Ortada henüz kesinleşmiş bir anlaşma bulunmaması ve tarafların farklı söylemlerle süreci tanımlaması, bu ateşkesin kalıcı bir çözümden çok geçici bir denge arayışı olduğunu ortaya koyuyor.
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Bilgehan Alagöz’e göre, mevcut tablo tarafların nihai hedeflerine ulaşamadığını açıkça gösteriyor. Alagöz, ABD ve İsrail’in İran’ın nükleer programını, balistik kapasitesini ve bölgesel etki alanını sınırlandırma hedeflerini henüz gerçekleştiremediğini, İran açısından ise önceliğin doğrudan “varoluşsal” bir zeminde şekillendiğini vurguluyor.
Alagöz, İran’ın kısa vadede saldırıları durdurarak toprak bütünlüğünü ve siyasi egemenliğini koruma hedefinde belirli bir noktaya ulaştığını belirtiyor ve hâlihazırdaki durumu şöyle özetliyor;
“Ülkenin ciddi bir fiziksel ve ekonomik tahribatla karşı karşıya olduğu da açık. Dolayısıyla, mevcut tablo bize tarafların henüz nihai hedeflerine ulaşamadığını, ateşkes tartışmalarının da bu nedenle daha çok bir geçici durum niteliği taşıdığını gösteriyor.”
Hürmüz denge unsuru mu?
Sürecin en kritik başlıklarından biri ise Hürmüz Boğazı üzerinden kurulan yeni denge.
İran’ın ticari gemilerin geçişine izin verme yönündeki yaklaşımı ile ABD ve İsrail’in saldırıları durdurması arasında oluşan tablo, jeo ekonomik bir dengeye işaret ediyor. Petrol fiyatlarında yaşanan sert düşüş ve Asya piyasalarındaki yükseliş de bu denklemin küresel etkisini ortaya koyuyor.
Alagöz’e göre ABD’nin stratejisi yalnızca askeri baskıyla sınırlı değil. Washington, İran’ın ekonomik ve idari altyapısını da hedef alarak ülke içinde toplumsal ve siyasal bir kırılma oluşturmayı amaçlıyor.
“Mevcut gelişmelere bakıldığında, ABD’nin aslında oldukça belirgin bir stratejik yönelime sahip olduğu görülüyor. Bu strateji, geçtiğimiz yılki çatışmaların bir devamı olarak İran’ı bölge ülkeleri özellikle İsrail için tehdit üretme kapasitesinden arındırmayı hedefliyor.”Dr. Bilgehan AlagözBu çerçevede ABD’nin gerilimi kalıcı biçimde düşürmekten çok, “yönetilebilir bir seviyede tutma” eğiliminde olduğu değerlendiriliyor. Mevcut ateşkes arayışı da bu nedenle stratejik değil, taktiksel bir hamle olarak öne çıkıyor.
Savaş bitti mi, cephe mi değişti?
Öte yandan Netanyahu’nun ateşkesin Hizbullah’ı kapsam dışı bıraktığını açıklaması, sürecin en kritik kırılma noktalarından biri. Zira İran’dan gelen açıklamalar bu konuda net çizgiler çizildiğine işaret ediyor.
İsrail’in Lübnan’daki operasyonlarını sürdürme kararı, çatışmanın tamamen sona ermediğini, aksine farklı cephelerde devam edebileceğini gösteriyor. Dr. Alagöz, ABD ile İsrail’in İran konusunda benzer bir çizgide görünmesine rağmen nihai hedeflerde ayrıştığını belirtiyor. ABD’nin önceliği İran’ın tehdit üretme kapasitesini sınırlamakken, İsrail’in doğrudan rejim değişikliğini hedeflediğini ifade ediyor.
“Tel Aviv yönetiminin nihai hedefi, İran’da rejim değişikliği ve ülkenin bölgesel etkisinin tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Bu nedenle Hizbullah’ın ateşkes kapsamı dışında tutulması şaşırtıcı değil”Dr. Bilgehan AlagözBu nedenle Lübnan'ın ateşkes dışında tutulmasının şaşırtıcı olmadığını belirten Alagöz, İsrail’in bir yandan ateşkese dahil olurken diğer yandan çatışmayı farklı cephelerde sürdürme stratejisi izlediğini vurguluyor.
Alagöz’e göre, İsrail’in Hizbullah’a yönelik askeri baskıyı devam ettirmesi ve zaman zaman ateşkes sürecini zorlayacak hamleler yapması ihtimal dahilinde.
Kim ne kazandı?
Mevcut tabloyu net bir kazanan-kaybeden dengesi üzerinden okumak için erken.
Dr. Alagöz, İran’ın ciddi bir ekonomik ve fiziksel tahribatla karşı karşıya olduğunu, özellikle sanayi altyapısı ve ulaşım hatlarına yönelik saldırıların ülkeyi zor bir yeniden inşa sürecine soktuğunu belirtiyor. Tahran’ın bölgesel iş birliklerine ihtiyaç duyulacağını belirten Alagöz, savaş sırasında yaşananların buna engel olacağı görüşünde.
Öte yandan ABD ve İsrail’in de temel stratejik hedeflerine henüz ulaşamadığına dikkat çeken Alagöz, mevcut sürecin bir sonuçtan çok “test aşaması” olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
“ABD ve İsrail’in temel hedeflerine, yani nükleer programın tamamen ortadan kaldırılması, balistik kapasitenin yok edilmesi ve vekil güçlerin tasfiyesi henüz ulaşılamadığı açık.”
Bu nedenle mevcut tabloyu bir kazanan-kaybeden denkleminden ziyade, her iki tarafın da stratejik hedeflerini test ettiği bir ara aşama olarak görmenin doğru olabileceğine işaret ediliyor.
ABD açısından ise bu sürecin, İran içindeki toplumsal ve siyasal dinamikleri gözlemlemek adına bir tür “laboratuvar” işlevi görebileceği aktarılıyor.
Kırılgan denge mi, kalıcı ateşkes mi?
5 hafta süren ve küresel etkileri her geçen gün artan çatışmaların ateşkesle birlikte kalıcı bir anlaşmaya evrilip evrilmeyeceği ise belirsizliğini koruyor. Alagöz’e göre mevcut koşullar kalıcı bir barışı destekleyecek yeterli zemini sunmuyor. Tarafların temel stratejik hedeflerinde bir değişim olmaması, ateşkesin geçici bir duraklama olma ihtimalini güçlendiriyor.
“ABD ve İran’ın nükleer ve balistik füze programından ve vekil güç siyasetinden vazgeçen bir İran hedeflemeleri, buna karşılık İran’ın 2015 nükleer anlaşmasına benzer bir uzlaşıyı beklemesi ve mevcut ABD yönetiminin buna razı olmasının mümkün olmaması kalıcı bir barış beklentisini zayıflatıyor”Dr. Bilgehan Alagözİran’ın nükleer program ve bölgesel etki kapasitesinden vazgeçmeye istekli görünmemesi, ABD ve İsrail’in bu alanlarda geri adım beklemesi ve İran içindeki güç dengeleri, sürecin önündeki en büyük engeller arasında gösteriliyor.
Ortaya çıkan tablo, kalıcı bir barıştan ziyade, daha geniş bir çatışma döngüsünün içinde ortaya çıkan geçici bir ateşkes olarak değerlendirmek daha gerçekçi. Uzmanlara göre, eğer tarafların temel stratejik hedeflerinde bir değişim olmazsa bu tür ateşkeslerin yalnızca çatışmanın ritmini düzenleyen ara duraklar olarak kalması muhtemel.