İnsanı aydınlatan şey kırıldığı yer midir?
Yazın Bodrum'da okuduğum bir kitabın sayfaları geri açıldı nedensiz. Sitem Ateş'in ikinci romanı Gölgenin Ağırlığı. Mecit kaptanın hayat mottosu Mevlânâ'nın en zor ama en sahici yerden konuştuğu cümlelerden biri: 'Aldığın yara, ışığın sana sızacağı yerdir.' Teselli etmiyor; kandırmıyor. Sadece...
Yazın Bodrum'da okuduğum bir kitabın sayfaları geri açıldı nedensiz. Sitem Ateş'in ikinci romanı Gölgenin Ağırlığı. Mecit kaptanın hayat mottosu Mevlânâ'nın en zor ama en sahici yerden konuştuğu cümlelerden biri: "Aldığın yara, ışığın sana sızacağı yerdir."
Teselli etmiyor; kandırmıyor. Sadece hakikati söylüyor. İnsan, yaralandığında önce neden diye sorar. Neden ben, neden şimdi, neden bu kadar derin? Oysa yara, mantığın değil varoluşun alanıdır. Cevap istemez tanıklık ister. Çünkü bazı acılar çözülmek için değil, dönüştürmek için gelir. Mevlânâ'nın ışığı tam da buradan sızar: Zorla girmez, davet edilmez; çatlağı bulur. Kitaptaki o sayfa neden tekrar açıldı derseniz bazen bir cevap ararsınız karşınıza o an bir şey çıkar ve cevap odur. İç huzuruyla boşluğun aynı anda var olabilmesi, modern insanın en zor kabul ettiği paradokstur. İyileşeceğim bilgisi vardır, ama şu an hala eksiktir. İşte o boşluk, sanıldığı gibi zayıflık değil henüz şekil almamış bir bilincin alanıdır.
İnsan bazen iyileşmeye doğru yürürken kendini kaybolmuş hisseder. Çünkü eski benlik yıkılmıştır, yenisi ise henüz adını bile bilmiyordur. Derin sorgulama burada başlar. Acıdan kaçmak değil, onunla aynı odada oturabilmek... Ne aceleyle anlam yüklemek ne de onu romantize etmek. Sadece beklemek. Çünkü bazı cevaplar düşünerek değil, dayanarak gelir. Ne zaman bitecek bu sorgulama sorusu ise belki de en dürüst olanı. Büyük ihtimalle hiç. Ama bitmemesi bir uğursuzluk ya da lanet değil bana göre canlı olmanın bedeli. Sorgulamayan insan tamamlanmıştır ve tamamlanan şeyler artık dönüşmez. Mevlânâ'nın çağrısı da buradadır: Yarayı kapatma telaşı değil, içinden geçen ışığı fark edebilme cesareti. İyileşme, her şeyin geçmesi değildir. Bazı boşluklar kalır. Ama o boşluklar artık karanlık değildir. Işık oradan girer. Ve insan, tam da kırıldığı yerden daha derin, daha sakin, daha hakiki bir şeye dönüşür. Belki mesele ne zaman bitecek değildir. Belki mesele, bu sorgulamanın bizi kim kıldığıdır. Artık her şeyi anlayabilme, hissedilme evresine geldiyseniz doğru yoldasınız, demek ki bir şeyleri doğru okumaya başladınız.
EYVAH HELİOPHİLİA OLDUM!
Bazı kelimeler vardır anlamını öğrenmeden önce bile yüzümüzde hafif bir gülümsemeye sebep olur. Heliophilia tam olarak böyle bir kelime. Telaffuzu bile sıcak. Sanki ağzımızdan çıkarken bile biraz aydınlanıyoruz. Heliophilia: Güneş ışığına duyulan aşırı sevgi ve ihtiyaç, köken olarak Antik Yunanca bir kelimedir. Helios: Güneş, Philia: Sevgi, yakınlık, eğilim. Yani kelime anlamı birebir: "Güneşe duyulan sevgi / eğilim."
Tıbbi bir tanı değil, ruhsal bir eğilim. Ama yaz insanlarının gizli itirafı gibi. Kışla mesafeli, griyle temkinli, gölgeyle kısa süreli bir ilişki hali. Yeni bir kavramla tanışınca insan mutlu olur mu? Olur. Çünkü bazen bir kelime, yıllardır hissettiğin ama adını koyamadığın hali yakalar. Ben sadece yazı seviyorum demekten daha başka bir şey bu.
Güneşi sevmezsin sadece ona yönelirsin. Işığa göre oturur, ışığa göre düşünür, ışık yoksa eksik hissedersin. Sabah perdeden sızan ilk ışık, alarmdan daha ikna edicidir. Güneşli bir gün, nedensiz bir iyimserliktir. Sanırım ben de heliophiliayım. Hem de ciddi belirtilerle. Güneş varken her şeyin biraz daha katlanılabilir gelmesi mesela. Kararların daha cesur, kahvelerin daha anlamlı olması. Işığın tenle buluştuğu o kısa anda, dünyanın bütün karmaşası askıya alınır. Sorular susar, sadece var olma hali kalır. Heliophilia, kaçış değildir. Aksine, hayata tutunmanın daha estetik bir yolu olabilir. Işığı bilinçli olarak seçmek... Karanlığı inkar etmeden ama orada oyalanmamayı tercih ederek. Çünkü bazı insanlar gölgede derinleşir, bazıları ise ışıkta iyileşir. Belki de bu yüzden güneş, sadece bir yıldız değil bir hal, bir çağrı, bir vaattir. Heliophilia aslında 'Işığa ihtiyacım var' demenin utanılacak bir tarafı olmadığını hatırlatır. Ve bazen insanın kendine gelmesi, güneşe doğru dönmesiyle başlar. İtiraf ediyorum Bodrum'u çok özlemiş olabilirim