İşsizlik oranı şaşırtmaya devam ediyor
İşsizlik oranı Aralık 2025’te yüzde 7.7’ye geriledi. Bu oran iktisatçı ve kurumlar dahil herkesi şaşırttı. İşsizlik oranlarının istikrarlı bir biçimde düşük seviyelerde kalabilmesi için çalışma koşullarını cazip hâle getirecek adımlar atılmalı İtiraf edeyim: İşsizlik oranının 2025 yılını bu denli...
İşsizlik oranı Aralık 2025’te yüzde 7.7’ye geriledi. Bu oran iktisatçı ve kurumlar dahil herkesi şaşırttı. İşsizlik oranlarının istikrarlı bir biçimde düşük seviyelerde kalabilmesi için çalışma koşullarını cazip hâle getirecek adımlar atılmalı
İtiraf edeyim: İşsizlik oranının 2025 yılını bu denli düşük bir seviyede kapatabileceğini tahmin etmemiştim. Nitekim hiçbir iktisatçı ve kurum da bunu öngörmüyordu. 2025– 2027 Orta Vadeli Programı'ndaki tahmin dahi yüzde 9.6 seviyesindeydi. Buna karşın işsizlik oranı, büyük bir sürprizle, Aralık 2025'te yüzde 7.7'ye geriledi. Sıkı para politikasının uygulandığı bir ortamda işsizlik oranının düşmesi nadir rastlanan bir gelişmedir.
Bununla birlikte, işgücü verilerinin detaylarında gözden kaçırılmaması gereken iki husus bulunuyor. Birincisi, 2022–2023 döneminde 44.2 saat olan ortalama haftalık çalışma süresinin, 2024–2025 döneminde 42.9 saate düşmüş olması.
Bu eğilim iki duruma işaret ediyor olabilir: Yeni oluşturulan işlerin önemli bir kısmının yarı zamanlı olması ve/veya işleri eskisi kadar canlı olmayan bazı şirketlerin fazla mesai ve vardiya sayılarını azaltması.
İkinci olarak, işgücüne katılım oranında bir düşüş söz konusu. Dolayısıyla işsizlik oranı yalnızca yeni iş imkânlarının ortaya çıkmasıyla değil, bazı vatandaşların iş aramaktan vazgeçerek piyasadan çekilmeleriyle de geriliyor. İkincisi ise, işgücüne katılım oranındaki düşüşü ve özellikle gençlerin çalışma hayatına girmedeki gönülsüz tutumlarını yakından takip etmeliyiz. İşsizlik oranlarının daha sağlıklı ve istikrarlı bir biçimde düşük seviyelerde kalabilmesi için çalışma koşullarını cazip hâle getirecek adımlar atılmalıdır.
YATIRIM VE İSTİHDAM
Şirketler işgücü maliyetlerinden, gençler ise satın alma gücünün düşüklüğünden şikâyet ediyor. Bu durum bir açmaz gibi görünse de çözümsüz değildir. Atılabilecek farklı adımlar mevcut. Bu noktada, hayata geçirmekte geç kaldığımız bir unsuru vurgulamak istiyorum: Ekonomik faaliyetlerde büyük şehirlerin ağırlığını azaltarak Anadolu'da yeni cazibe merkezleri oluşturmak.
Sanayi ve hizmetler gibi lokomotif sektörlerde üretimin sürekli olarak belirli şehirlere yoğunlaşması, istihdamı ve ekonomik gelişmeyi olumsuz etkiliyor. Büyük şehirlerde yaşam maliyetleri hızla artıyor. Bırakınız ev almayı, uygun koşullarda kiralık bir yer bulmak bile fevkalade zorlaşıyor. Kamu ve özel sektör yatırımları ağırlıklı olarak bu şehirlerde yoğunlaştıkça, birçok insan -özellikle gençler- bu merkezlerden kopamıyor. Ama bir yandan da şehirler, yaşam maliyetleri açısından zorlayıcı oluyor.
Öte yandan reel sektör, yatırım yapma isteğinde olduğunu; ancak büyükşehirlerdeki yüksek arsa bedellerinin yatırım maliyetlerini artırdığını dile getiriyor. Hem şirketler hem de çalışanlar açısından alternatif şehirlerin cazibesini artırmamız gerekiyor.
Bu kapsamda, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan Sanayi Alanları Master Planı'nın ilk fazında Samsun–Mersin hattı üzerinde yer alan 13 şehirde toplam 16 yeni sanayi yatırım alanı belirlendi. Bu alanların, mevcut organize sanayi bölgelerinin toplam büyüklüğünün yaklaşık 11 katına ulaşması hedefleniyor.
Farklı şehirlerde yatırım alanlarının oluşturulması, arazi maliyetlerinin düşmesini sağlayacaktır. Deprem riskine karşı üretim yoğunluğunun ülke geneline dağıtılması açısından da bu tercih kıymetli. Ancak yalnızca yatırım alanı açmak yeterli değil. Aynı zamanda bu şehirleri, yeni bir aile kurmayı planlayan gençlerimiz için eğitim, sağlık ve sosyal imkânlar bakımından cazip yaşam merkezlerine dönüştürmemiz elzem.
ALTINDAKİ DÜŞÜŞÜN SIRRI
BİR süredir altın fiyatları soluksuz bir yükseliş performansı göstermişti. Hafta sonuna doğru ise hissedilir bir düşüş yaşandı. Altın fiyatlarındaki bu gerilemede hiç kuşkusuz kâr realizasyonu etkili oldu. Ondan da öte, bir süredir muallakta olan Jerome Powell'ın ardından Fed'in başkanlığına kimin geçeceği sorusunun bu hafta netlik kazanması altın fiyatlarını etkiledi. Finans piyasalarının en çok çekindiği isimlerin Fed'in bir numaralı koltuğuna oturmayacağı belli oldu. Kariyerinin başında finans sektöründe çalışan ve bir dönem Fed yönetim kurulu üyeliği de yapan Kevin Warsh, ABD Başkanı Donald Trump tarafından Fed Başkanı olarak aday gösterildi. Warsh, Trump'ın ekonomi anlayışına yakın bir isim. Ama daha önce konuşulan diğer adaylara kıyasla piyasalar tarafından daha fazla benimsenen biri. Piyasalar, Warsh'ın para politikasında rasyonel bir duruş sergileyeceğini ve ekonomik koşulların gerektirdiğinden fazla agresif bir faiz indirimi döngüsü başlatmayacağını düşünüyor. Daha öngörülebilir bir para politikası beklentisi, altına olan talebin gerilemesini beraberinde getirdi. Bu haber kâr realizasyonu eğilimi ile birleşince altın fiyatları geriledi. Bu gelişmeye rağmen altın talebine ilişkin aceleci yorum yapmaktan kaçınmak gerektiğini düşünüyorum. Warsh'ın faiz indirimlerine yönelik takınacağı tavır gözlemlenmelidir. Eğer ilk birkaç toplantıda alınacak faiz kararları Trump'ı tatmin etmezse, Fed ile Beyaz Saray arasındaki gerilim yeniden tırmanabilir. Altın fiyatları sadece Fed'in faiz kararlarına bağlı değil.
Trump'ın İran'a yönelik tehditlerinin askeri bir operasyona dönüşüp dönüşmeyeceği kritik bir etmen olacak. ABD'de kasım ayında gerçekleşecek ara seçimlerin sonuçları da altın yatırımcıları tarafından yakından takip edilecektir. Warsh ile Trump ilişkisinde erkenden yaşanabilecek bir gerginlik, ABD'nin İran'a karşı sert bir operasyona girişmesi ve Cumhuriyetçilerin ara seçimlerden de zaferle ayrılması gibi senaryolar altın talebini yeniden artırabilir.