Merkez Platform

Küresel enerji krizinde Türkiyenin yenilenebilir kalkanı

Küresel enerji piyasalarındaki dalgalanmalar ve tedarik sorunları sürerken Türkiye, Mart 2026'da yenilenebilir kaynaklardan elde ettiği 19,5 milyar kilovat-saatlik rekor üretimle enerji arz güvenliğini pekiştirdi.

12 May 2026 - 12:01 YAYINLANMA
Küresel enerji krizinde Türkiyenin yenilenebilir kalkanı

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfından (SETA) araştırmacı Büşra Zeynep Özdemir, Türkiye’de yenilenebilir enerji kapasitesindeki artışın enerji güvenliği, dışa bağımlılığın azaltılması ve ekonomik dayanıklılık açısından stratejik önemini kaleme aldı.

Dünya genelinde enerji sektörü tedarik zincirlerinde kırılmalar, jeopolitik gerilimler ve fosil yakıt fiyatlarındaki sert dalgalanmaların gölgesinde tarihinin en zorlu sınavlarından birini veriyor. Özellikle petrol ve doğal gazın tedarikinde yaşanan darboğaz ülkelerin enerji politikalarını maliyet odaklı olmaktan çıkarıp arz güvenliği ve bağımsızlık eksenine kaydırmasına neden oluyor. Böylesi bir kriz ortamında ülkelerin yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarından daha fazla yararlanmalarının önemi bir kez daha pekişiyor. Türkiye bu noktada en dikkati çeken ülkelerden biri. Elektrik enerjisi kurulu gücünde yenilenebilir kaynakların ulaştığı seviye ve üretimde artan payı Türkiye’ye yalnızca çevresel bir kazanım değil, aynı zamanda arz güvenliği, makroekonomik istikrar ve dış şoklara karşı dayanıklılık açısından önemli bir avantaj sağlıyor. Mart 2026’da yenilenebilir kaynaklardan 19,5 milyar kilovat-saat (kWh) elektrik üretilmesi ve bunun tüm zamanların en yüksek yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimi olarak kayıtlara geçmesi de içinde bulunduğumuz küresel enerji krizi ortamında Türkiye’ye stratejik bir kazanım sağlıyor.

Yenilenebilir kurulu gücün yükselişi

Bugünkü üretim artışını anlamak için Türkiye’nin elektrik enerjisi kurulu gücünde son 25 yılda yaşanan dönüşüme bakmak gerekiyor. 2002 yılında Türkiye’nin toplam kurulu gücü yaklaşık 31.846 Megawatt (MW) seviyesindeydi; yenilenebilir kaynakların payı ise 12.305 MW idi. 2025 yıl sonuna gelindiğinde toplam kurulu güç 122.519 MW’a yükselirken yenilenebilir kaynakların toplam kurulu gücü 76.281 MW’a ulaştı. Bu tablo, yenilenebilir enerji kaynaklarının Türkiye’nin elektrik enerjisi sisteminde artık tamamlayıcı değil, sistemin ana unsurlarından biri haline geldiğini gösteriyor.

2026 yılı mart ayı sonu itibarıyla ise Türkiye’nin elektrik kurulu gücü 125.078 MW oldu. Kurulu gücün yüzde 25,9’unu hidroelektrik, yüzde 21,2’sini güneş, yüzde 12’sini rüzgar ve yüzde 1,4’ünü jeotermal enerji oluşturuyor. Bu dağılım Türkiye’nin elektrik üretim altyapısında yerli ve yenilenebilir kaynakların ağırlığının belirgin biçimde arttığını ortaya koyuyor. Bu noktada özellikle rüzgar ve güneşteki artışa ayrıca dikkati çekmek gerek; Türkiye’nin güneş enerjisi kurulu gücü Mart 2026 itibarıyla 26.339 MW’a, rüzgar enerjisi kurulu gücü ise 15.066 MW’a yükseldi. Böylece rüzgar ve güneşin toplam kurulu güç içindeki payı yüzde 33’e ulaştı. Bu artış, hidroelektrik gibi daha köklü yenilenebilir kaynakların yanına yeni nesil yenilenebilir kapasitenin de güçlü biçimde eklendiğini gösteriyor.

Kurulu güçteki bu dönüşümün üretime yansıması özellikle 2026’nın ilk aylarında daha görünür hale geldi. Mart ayında Türkiye yenilenebilir kaynaklardan 19,46 milyar kWh elektrik üreterek tüm zamanların en yüksek yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimini gerçekleştirdi. Aynı ay, toplam elektrik üretiminin üçte ikisi yenilenebilir kaynaklardan sağlandı. Bu üretimde en güçlü katkı hidroelektrik santrallerden geldi; Hidroelektrik santrallerden (HES) toplam elektrik üretiminin yüzde 35,4’ünü oluşturan 10,6 milyar kWh elektrik üretildi.

Bu veri, Türkiye açısından oldukça önemli. Çünkü HES’ler yalnızca yenilenebilir üretim kapasitesinin bir parçası değil, aynı zamanda elektrik sisteminde dengeleyici rol oynayan, talep artışının hızlandığı dönemlerde devreye girebilen ve ithal yakıta dayalı üretim ihtiyacını azaltabilen stratejik varlıklar. HES üretiminin güçlü seyrettiği dönemlerde doğal gaz santrallerine olan ihtiyaç azalarak elektrik üretim maliyetleri, enerji ithalat faturası ve cari açık üzerinde rahatlatıcı bir etki oluşturuyor. Ancak HES üretiminin doğrudan yağış rejimine bağlı olduğunu unutmamak gerek. Bu durum, enerji planlamasında iklim değişikliği ve kuraklık risklerinin daha fazla dikkate alınmasını gerektiriyor. Yani hidroelektrik üretimdeki artış Türkiye için önemli bir avantaj sağlasa da bunun kalıcı enerji güvenliği kapasitesine dönüşmesi rüzgar, güneş, depolama ve şebeke yatırımlarıyla desteklenmesine bağlı.

Stratejik bir araç olarak yenilenebilir enerji

Türkiye’nin yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimindeki artışının en önemli sonuçlarından biri ithal fosil yakıtlara olan bağımlılığı sınırlaması. Elektrik üretiminde doğal gazın payı yükseldiğinde Türkiye küresel gaz fiyatlarındaki artışlara, LNG piyasasındaki sıkışmalara, döviz kuru baskılarına ve jeopolitik tedarik risklerine daha açık hale geliyor. Buna karşılık, yenilenebilir kaynakların üretimdeki payının artması bu kırılganlığı azaltan bir tampon işlevi görüyor. Bu nedenle yenilenebilir kaynaklar yalnızca emisyon azaltımı başlığı altında değerlendirilemez. Türkiye gibi enerji talebi artan ve fosil yakıt tüketiminde dışa bağımlılığı yüksek olan ülkeler için yenilenebilir enerji aynı zamanda cari açığı sınırlayan, elektrik üretim maliyetlerini dengeleyen ve kriz dönemlerinde arz güvenliğini güçlendiren stratejik bir araç.

Gelinen noktada Türkiye’nin elektrik üretim kompozisyonu bu dönüşümün neden önemli olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor. 2025’te elektrik üretiminin yüzde 33,6’sı kömürden, yüzde 23’ü doğal gazdan, yüzde 15,8’i hidrolik enerjiden, yüzde 10,9’u rüzgardan, yüzde 10,5’i güneşten, yüzde 3,2’si jeotermal enerjiden ve yüzde 3,1’i diğer kaynaklardan sağlandı. Bu dağılım fosil yakıtların elektrik üretimindeki ağırlığının sürdüğünü ancak rüzgar, güneş ve hidroelektriğin sistem içindeki payının giderek daha belirleyici hale geldiğini gösteriyor. Bu dönüşüm, Türkiye’nin artan elektrik talebi dikkate alındığında daha da kritik hale geliyor. Türkiye’nin elektrik tüketimi 2025 yılında 360.929 GWh ile tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşırken aynı yıl elektrik üretimi de 362.992 GWh ile rekor kırdı. Sanayide elektrifikasyon, ulaşımda elektrikli araçların yaygınlaşması, dijitalleşme, şehirleşme ve veri merkezleri gibi yeni talep dinamikleri önümüzdeki dönemde elektrik tüketiminin daha da artacağını gösteriyor. Bu talebin hangi kaynaklardan karşılanacağı ise Türkiye’nin enerji güvenliği açısından belirleyici olacak.

Talep artışının yerli ve yenilenebilir kaynaklarla karşılanması, enerji ithalat faturasını sınırlarken arz güvenliğini ve ekonomik dayanıklılığı güçlendirecektir. Bu nedenle yenilenebilir enerji yatırımları Türkiye açısından yalnızca bugünkü üretim kompozisyonunu değiştiren teknik bir tercih değil, uzun vadeli enerji bağımsızlığı hedefinin temel unsurlarından biridir. Nitekim Türkiye, 2035 yılına kadar yalnızca rüzgar ve güneş enerjisi kurulu gücünü toplam 120 bin MW seviyesine çıkarmayı hedefliyor. Deniz üstü rüzgar enerjisi, batarya ve enerji depolama alanlarındaki hedefler de dikkate alındığında yenilenebilir enerji yatırımlarının artık yalnızca çevresel dönüşümün değil, dışa bağımlılığı azaltma, sistem esnekliğini artırma, makroekonomik istikrarı destekleme ve enerji arz güvenliğini güçlendirme arayışının da merkezine yerleştiği görülüyor.

Kaynak :
trthaber.com

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: