Ali Özdemir - Merkez Medya

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin belediye başkanlarıyla iftarda bir araya geldi Açıklaması

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İran'da yaşanacak kontrolsüz bir zayıflama, yahut çözülmenin yalnız Tahran'ın iç meselesi olarak kalmayacağını, dalga dalga çevre ülkelere yayılan yeni bir istikrarsızlık kuşağı üretme potansiyeli taşıyacağını belirterek, "Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu...

14 Mar 2026 - 23:02 YAYINLANMA
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin belediye başkanlarıyla iftarda bir araya geldi Açıklaması

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İran'da yaşanacak kontrolsüz bir zayıflama, yahut çözülmenin yalnız Tahran'ın iç meselesi olarak kalmayacağını, dalga dalga çevre ülkelere yayılan yeni bir istikrarsızlık kuşağı üretme potansiyeli taşıyacağını belirterek, " Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tablo doğrudan doğruya milli güvenlik, sınır emniyeti ve bölgesel istikrar dosyasıdır." dedi.

MHP'den yapılan açıklamaya göre Bahçeli, partisinin belediye başkanlarının katılımıyla düzenlenen iftar programında konuştu.

İçinden geçilen dönemin sıradan bir zaman dilimi olmadığının altını çizen Bahçeli, zamanın akışının hızlandığını, coğrafyanın dilinin sertleştiğini, siyasetin yükünün ağırlaştığını söyledi.

Haritalar yerinde duruyor gibi görünse de haritaların arkasındaki kudret terazisinin derin mahfiller tarafından yeniden kurulduğunu belirten Bahçeli, "Devletler aynı sınırlarla tanımlanıyor ve anılıyor olsa da güvenlik kuşakları yer yer daralmakta, yer yer genişlemekte ve yer yer de kırılmaktadır. Kısacası dünya, eski kavramlarla açıklanamayacak, eski ezberlerle yönetilemeyecek radikal bir kırılma eşiğine gelmiştir. Bu kırılma, yalnız birkaç bölgesel gerilimin toplamı değildir, Orta Doğu'dan Avrasya'ya oradan Pasifik'e uzanan geniş bir hatta güç dengelerinin yeniden tartıldığı, devletlerin iç dayanıklılığının sınandığı ve yeni bir jeopolitik düzenin ağır ağır şekillendiği tarihi bir eşiktir." değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin önünde duran meselenin de tam olarak bu olduğunu vurgulayan Bahçeli, "Bu sarsıntılı çağın kenarında bekleyen bir seyirci mi olunacaktır, yoksa devlet aklıyla yönünü tayin eden, iç cephesini tahkim eden ve bölgesel denklemin kurucu aktörlerinden biri haline gelen bir ülke mi olunacaktır. Tarihin ileride kayıt altına alacağı günleri yaşarken, bizler, bu sorunun cevabını aramak ve Türkiye'nin hangi istikamette yürümesi gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymak durumundayız." diye konuştu.

" Türkiye'nin bugün ihtiyaç duyduğu çizgi de tam olarak budur"

Bahçeli, Gazze'de yaşanan insanlık dramı, Lübnan sahasında derinleşen kırılma, İran merkezli gün geçtikçe kontrolden çıkarak tırmanan savaş hali, Suriye ve Irak zeminindeki kırılganlık, Ukrayna–Rusya savaşının Avrupa güvenlik mimarisini sarsan etkisi, Afganistan'dan Pakistan'a uzanan istikrarsızlık hattı, Çin ile Hindistan sahasındaki makro ve mikro stratejik rekabet, bunların hiçbirinin birbirinden kopuk ve tesadüfi hadiseler olmadığının altını çizdi.

MHP Genel Başkanı Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Meselenin derininde enerji hatlarını ve ticaret koridorlarını kontrol etme mücadelesi, nüfuz alanlarının yeniden paylaşımı, vekalet ağları üzerinden yürüyen rekabet, mezhebi ve etnik fay hatlarının stratejik biçimde harekete geçirilmesi ve nihayetinde küresel güç mimarisinin yeni bir dizilişe doğru evrilmesi bulunmaktadır. Mustafa Kemal Paşa'nın dile getirdiği şu ikaz, bugün yaşadığımız çalkantılı dönemde ayrıca kıymet kazanmaktadır: 'Karar vermek için acele etmeyiniz, fakat karar verdikten sonra tereddüt etmeyiniz.' Devlet idaresinde mesele yalnız doğruyu bilmek değildir, doğruyu doğru zamanda söyleyebilmek, doğru tedbiri gecikmeden alabilmek, tehlikeyi kapıya varmadan sezebilmek ve fırsatı heba olmadan değerlendirebilmektir. Türkiye'nin bugün ihtiyaç duyduğu çizgi de tam olarak budur. Öfkeye kapılmayan, hamasetle savrulmayan, rehavete teslim olmayan, aklı, tecrübeyi ve milli menfaati merkeze alan soğukkanlı bir devlet çizgisi."

"Orta Doğu coğrafyasının kaderi ikinci kez dış merkezli bir dizayn girişimiyle karşı karşıya"

Orta Doğu'da uzun yıllar vekalet hatları üzerinden yürütülen mücadelenin artık çevreden merkeze doğru yönelen daha doğrudan bir safhaya geçtiğine dikkati çeken Bahçeli, bu durumun bölgedeki her aktör için yeni riskler ürettiğini, Türkiye için de aynı gerçeğin geçerli olduğunu ifade etti.

Birinci Dünya Savaşı'nın ardından İngiltere ve kısmen Fransa tarafından kurulan bölgesel statükonun, cetvelle çizilmiş sınırlar ve dış merkezli güvenlik mimarileri üzerine inşa edildiğini anlatan Bahçeli, bugün ise aynı coğrafyanın statükosunun bu defa ABD'nin stratejik yaklaşımı ve İsrail'i merkeze yerleştiren yeni bir güvenlik tasarımı üzerinden yeniden şekillendirilmek istendiğine işaret etti.

Orta Doğu coğrafyasının kaderinin ikinci kez dış merkezli bir dizayn girişimiyle karşı karşıya bırakıldığını dile getiren Bahçeli, "İran'da yaşanacak kontrolsüz bir zayıflama yahut çözülme yalnız Tahran'ın iç meselesi olarak kalmayacak, dalga dalga çevre ülkelere yayılan yeni bir istikrarsızlık kuşağı üretme potansiyeli taşıyacaktır. Mesele tam da budur. Türkiye'nin önündeki mesele, uzaktan izlenen bir sınır krizi meselesi değildir. Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tablo doğrudan doğruya milli güvenlik, sınır emniyeti ve bölgesel istikrar dosyasıdır." ifadelerini kullandı.

"Suriye tecrübesi bize ağır bedeller ödeterek öğretmiştir ki devlet otoritesinin zayıfladığı alanlar kısa sürede farklı silahlı grupların, vekalet unsurlarının, düzensiz göç hareketlerinin, kaçak ekonomi ağlarının ve dış müdahalelerin sahasına dönüşmektedir." diyen Bahçeli, bugün İran merkezli gelişmelerin de aynı dikkatle okunması gerektiğini dile getirdi."

"Lübnan sahası giderek daha fazla hedef haline gelmektedir"

"Lübnan, Orta Doğu'nun küçültülmüş haritası, aynı zamanda büyütülmüş çelişkisidir." diyen Bahçeli şöyle devam etti:"

"Lübnan'a bakarken yalnız bugünün cari, sıcak çatışmasını görmek kafi gelmez. Osmanlı'nın son asrından manda yıllarına, iç savaştan 2006 krizine kadar uzanan çizgi, bize aynı ibret levhasını göstermektedir, iç denge bozulduğu an dış müdahale gecikmez. Dış müdahale yerleştiği an ülkenin kendi karar kudreti küçülür. Karar kudreti küçüldüğü an silahlı yapılar devletin önüne geçer. Bugün Lübnan sahasında yeniden görülen tablo da budur. Yanan yalnız bir cephe sayılmaz, aşınan aynı zamanda devlet fikridir. Bu sebeple Lübnan başlığı, Türkiye açısından yalnızca duygusal bir dayanışma meselesi olarak kalmamalı, aynı zamanda güvenlik, egemenlik ve bölgesel düzen hakkında ağır dersler taşıyan tarihi bir ibret sahası da olmalıdır. Lübnan'ın başına gelen her hadise Türkiye'ye şu gerçeği yeniden hatırlatmaktadır, devlet zayıflarsa coğrafya konuşur, softalık konuşur, mezhep konuşur, silah konuşur, yabancı başkentler konuşur. Devlet ayakta durursa millet nefes alır, sınırlar emniyet bulur, dış müdahale hevesi kırılır."

Bölgesel güç dengelerini İsrail merkezli yeni bir güvenlik kuşağı üzerinden yeniden kurma arayışı giderek daha görünür hale geldiğini söyleyen Bahçeli, "Bu noktada şu soruyu açıkça sormak gerekir, eğer Filistin sahası fiilen daraltılmış ve parçalanmış bir alan haline getirilmişse, sıradaki baskı hattı neresidir? Bu sorunun cevabını görmek zor değildir. Lübnan sahası giderek daha fazla hedef haline gelmektedir. Bu durum yalnız Lübnan için değil, Doğu Akdeniz'in tamamı için ciddi bir jeopolitik kırılma anlamına gelmektedir." değerlendirmesinde bulundu.

Lübnan'ın aynı zamanda Doğu Akdeniz'in düğüm noktalarından biri olduğunu vurgulayan Bahçeli, Beyrut'un yalnız bir başkent değil, tarih boyunca ticaretin, kültürün ve jeopolitiğin kesiştiği büyük bir kapı olduğunu ifade etti.

Doğu Akdeniz'in incisi olan bu şehir ve bu ülkenin, bölgesel dengelerin en hassas halkalarından birini teşkil ettiğini, bu nedenle Lübnan meselesinin artık yalnızca güncel çatışmaların dar çerçevesinde ele alınamayacağını söyleyen Bahçeli, şunları kaydetti:

"Lübnan'ın devlet kapasitesini güçlendirecek, egemenliğini tahkim edecek ve Doğu Akdeniz'de kalıcı istikrar sağlayacak daha cesur ve daha kapsamlı seçeneklerin açık biçimde tartışılması gerekmektedir. Lübnan'ın kendi içinde güçlendirilmesi, bölgesel istikrar mekanizmalarının kurulması ve gerekirse komşu coğrafyalarla yeni siyasi ve ekonomik işbirliği imkanlarının değerlendirilmesi artık ertelenemez bir ihtiyaçtır. Çünkü gerçek şudur, denizden komşumuz olan Lübnan çökerse yalnız bir ülke çökmüş olmaz, Doğu Akdeniz'de yeni bir istikrarsızlık kuşağı doğar. Beyrut düşerse yalnız bir şehir yara almış olmaz, bölgenin jeopolitik dengesi sarsılır. Bu yüzden Lübnan meselesi yalnız Lübnan'ın meselesi değildir, aynı zamanda bölgenin geleceği ve Türkiye'nin güvenliği ile doğrudan bağlantılı bir stratejik meseledir."

???????(Sürecek)

Kaynak :
haberler.com

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: