Türkiye’nin 70 yıllık rüyasını Akkuyu’da gördüm
Türkiye'de bazı hayaller vardır; uzun sürer, çok tartışılır ama bir türlü gerçekleşmez. Nükleer santral de onlardan biriydi. Hatta belki de en öğretici olanıydı. 1950'li yıllardan bugüne baktığınızda mesele aslında nükleer enerji değil. Mesele, bu ülkenin büyük işlere cesaret edip edemeyeceğiydi....
Türkiye'de bazı hayaller vardır; uzun sürer, çok tartışılır ama bir türlü gerçekleşmez. Nükleer santral de onlardan biriydi. Hatta belki de en öğretici olanıydı. 1950'li yıllardan bugüne baktığınızda mesele aslında nükleer enerji değil. Mesele, bu ülkenin büyük işlere cesaret edip edemeyeceğiydi. Rahmetli Adnan Menderes, 1956'da henüz nükleer çağın başındayken enerjinin ne anlama geldiğini görmüş, Türkiye'yi bu yolculuğa sokmak istemişti. Ama devamı gelmedi. Çünkü bu ülkede bazı işler vardır ki hep aynı noktada durdurulur.
Uçak fabrikaları... Demiryolları... Devrim otomobili... Ve nükleer enerji... Hepsi için gerekçeler hazırdı: "Gerek yok", "riskli", "tehlikeli", "bizlik değil".
Dışarıdan karşı çıkanlar oldu; bu şaşırtıcı değildi. Ama asıl direnç içerideydi. Güvenlik söylemiyle, korku diliyle... Aynı akıl Seyhan'a, Keban'a karşı çıkmıştı; nükleer santrale de aynı refleksle karşı çıktı. İlginçtir, hayranlık duyulan Batı'da onlarca nükleer santral varken, Türkiye söz konusu olunca konu bir anda "felaket senaryosu"na dönüşüyordu. Nükleer enerji onlara helal, bize haramdı.
Yıllar geçti. Yer belliydi. İstanbul Teknik Üniversitesi daha 1970'lerin başında Mersin'in Gülnar bölgesini uygun görmüştü. Ama yapılamadı. Çünkü her dönem "Şimdi sırasıdeğil" diyen birileri mutlaka vardı. Türkiyebüyüdü, enerji ihtiyacı arttı ama rüya hep ertelendi. Ta ki 2010 yılına kadar. O yıl Rusya'yla yapılan hükümetler arası anlaşmayla nükleer yolculuk fiilen başladı. Temel, RecepTayyip Erdoğanve Rusya DevletBaşkanı Putin'inkatılımıyla 2018'deatıldı. Ve bugünAkkuyu'da artık birhayal değil, inkâredilemeyen bir gerçeklikyükseliyor.
Geçen hafta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile birlikte Akkuyu'daydık. Helikopterle yaklaşırken iki tepe arasına saklanmış, 560 bina ve yapıdan oluşan devasa bir kompleks karşımızdaydı. Aşağıda karınca misali çalışan insanlar, durmayan vinçler, kamyonlar, kepçeler... Yıllarca "yapılamaz" denilen şey, bütün ağırlığıyla oradaydı.
Bakan Bayraktar, Rosatom Genel Müdürü Alexey Likhachev'le toplantıdayken biz de sahayı gezdik. Siemens ambargosu sonrası Çin'le tamamlanan elektrik dağıtım ünitesi hazırdı. İlk ünite yıl sonunda ilk elektriğini verecekti. Türkiye, enerji bağımsızlığı açısından kritik bir eşiği aşmak üzereydi.
Ama Akkuyu'yu asıl önemli kılan yalnızca üreteceği elektrik değil. Nükleer santral tek başına megavat üreten bir tesis değildir. Akkuyu, aynı zamanda bir insan yetiştirmemerkezidir. Bugün burada çalışan hermühendis, her teknisyen, her genç beyin; yarınTürkiye'nin nükleer hafızasını oluşturacaktır. Atom fiziğinden reaktör güvenliğine, malzeme biliminden yazılıma kadar yüzlerce, binlerce insan bu alanda yetişecektir. Bu santral, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğine yalnızca enerji değil; bilgi, disiplin ve teknoloji kültürü kazandıracaktır. Nükleer enerji demek; bilim insanı demek, mühendis demek, kendi teknolojisini üretebilen bir ülke demektir.
İşte tam da bu sebeple olsa gerek ki İsrail başta olmak üzere bazı ülkelerde zaman zaman "Akkuyu hedef olur mu?" tartışmaları ısrarla dolaşıma sokuluyor. Çünkü nükleer santral sadece elektrik üretmez; gelecek üretir. Nükleer bilgiye sahip bir ülke, yalnızcaenerjide değil, stratejik akılda da bağımsızlaşır. Bazı çevreleri rahatsız eden de tam olarak budur.
Dönüş yolunda Bakan Bayraktar'a Akkuyu'nun anlamını sordum. Cevabı, Türkiye'nin nereden gelip nereye ulaştığını açıkça anlatıyordu:
"Akkuyu Nükleer Güç SantraliTürkiye'nin 70 yıllık rüyası... RahmetliMenderes başlattıama sonrasıgelmedi. Hep karşıçıkıldı. Hâlâda ana muhalefet'Bu projeiptal edilsin'diye siyasetyapıyor. Buna rağmenTürkiyebunu aştı ve nükleer santralini yaptı. Ama buraya da kolay gelinmedi. Böylebüyük bir projenin olması için çokgüçlü bir siyasi irade gerekiyordu. Siyasi irade, siyasi kararlılık olmadığızaman bu tür büyük işleri yapamazsınız. Bunu bugün Cumhurbaşkanımızıngüçlü iradesiyle başardık. BaşındanBirçok kriz yaşandı, hiçbir zaman geriadım atmadı. İşte bu irade sayesindeTürkiye 70 yıllık rüyasını gerçekleştirdi. Bu rüya Türkiye Yüzyılı'nın enbüyük motivasyonu."
Bu sözlerin altını çizmek gerekiyor. Çünkümesele teknik değil; irade meselesi. Bugünhâlâ "İptal edilsin" demek kolay. Zor olan,bedel ödeyerek tamamlamak. Akkuyu sadecebir santral değil. Bir zihniyet değişimininsomut hâli. Türkiye artık "olmaz" denilenyerde duran bir ülke değil. Risk alan, eleştiriyerağmen yoluna devam eden, bitiren bir ülke. Ve bazı rüyalar vardır... Gerçekleştiğinde artık tartışılmaz. Sadece tarihe yazılır...